Emel Kayın’ın öykü mimarlığı ve ‘Mekân Hikâyeleri
5/7/2009 · Kategori: Eleştiri
Emel Kayın’ın öykü mimarlığı ve ‘Mekân Hikâyeleri’
Hülya Soyşekerci
Mimarlık mesleğini yaşama/yazma biçimine dönüştüren Emel Kayın; kitabının girişinde, mimarlığı, dünyayı daha keskin algılamak için sürdürülen imkansız bir çaba ve yeryüzünde bir konum arayışı olarak gördüğünü ifade ediyor.
Mimarlık mesleğini yaşama/yazma biçimine dönüştüren Emel Kayın; kitabının girişinde, mimarlığı, dünyayı daha keskin algılamak için sürdürülen imkansız bir çaba ve yeryüzünde bir konum arayışı olarak gördüğünü ifade ediyor. Bu duyuş ve bakış tarzı, yazdıklarını da biçimlendiriyor.
Emel Kayın’ın öyküleri, ayrı ayrı okunabildiği gibi, bir bütünün anlamlı birer parçası olarak da okunabiliyor. Yazarın kendi kurduğu mekan olan kitabındaki mimari yapıda birçok ögenin parça-bütün bağlamında diyalektik bir sarmal oluşturduğu görülüyor öncelikle. Oğuz Atay’ın, bina oluştururcasına yapıtlarını kurguladığı, en ince ayrıntısına kadar birer tasarım harikası olarak onları önce günlüklerine yazdığı görülür. Emel Kayın da mimarlık-mühendislik mantığından hareket ederek strüktürü oluşturuyor öncelikle. Bir çatı etrafında sarmal oluşturan, tekrarlanan, hareket eden, simetrik duran mimarlık denklemleri yaratıyor. Öyküler bu denklemler üzerine kurulmuş durumda. Tekil öyküler, bütünsel kurguya bağlanırken, yaşamın da birtakım denklem unsurlarından meydana gelen büyük bir denklem oluşu sezgisine ulaşıyoruz. Yaşamın sürmesi, aynen bir bina gibi, bu denklem(ler)in sağlam kalması ile ilgili bir hakikat.
Mekân Hikâyeleri’nde az yazarak öze ulaşmayı amaçlayan yazar, sözcüklere imgeler yükleyerek, metaforlar oluşturarak, alegoriler yaratıp göndermelerden yararlanarak yoğun anlamlar yaratıyor. Mimari yapıtlardaki ritim duygusunu, cümle, sözcük ve ses tekrarları bağlamında metnine eklemlendiren Emel Kayın, böylece şiire yakın duran, özlü metinlerle merhaba diyor.
Taşıyıcı özün (strüktür) bilinçli ve dikkatli kurulumunun yanı sıra felsefi derinlikler ve okurda çoğalan anlamlarla zenginleşen öykü metinleri hem aklımıza hem yüreğimize sesleniyor. Öykülerin esinleyen metinler oluşu; okuyanda yazılar yazmak, şiirler yaratmak için esinler uyandırması, onları daha etkili kılıyor. Bu öykülere sesten çok sessizlik egemen; boşluklar epeyce yer kaplıyor. Sessizlik, okurun iç sesinde çoğalırken, boşluklar okur tarafından yaşam/anlam alanlarıyla dolduruluyor. Mekân Hikâyeleri’nde insana ait pek çok ayrıntıyı dillendiren yazar, özellikle bireysel ve toplumsal korkuları irdeleme ve anlatımda oldukça etkili: “Korku, korkulanın ve korkulacak olanın yüzünü gördüğüm anda bitti. O da korkuyordu.” (s.73) Zamansız ve mekansız görünse de öykülerinde yaşadığımız döneme, topluma, dünyaya dair pek çok ileti ve yorumlamalarını dile getiriyor, irdeleme ve sorgulamaların kapılarını açıyor Emel Kayın. Başka bir zamanı anlatır göründüğü öykülerinde bugüne, yaşadığımız dünyaya göndermeler yapıyor.
Kitap, dört ana bölümden oluşuyor: Zaman Hikâyeleri, Kent Hikâyeleri, Ev Hikâyeleri, İnsan Hikâyeleri. Yazara göre bu dört ana unsur, aynı zamanda birer mekan olarak var oluyor: “Zaman, bir mekândı. İstenildiğinde zamansızlıktan kaçılıp içine saklanılan...” (s.11) diyor. Modern insanın kentlerdeki yaşamını “Uzun zamandır kendisinin, kentin sokaklarında yürüyen bir kum saati olduğunu düşünüyordu. Sürekli baş aşağı dönen ve akışını tekrar eden.” (s.34) diye anlatırken, kentin kum saatine benzettiği insanın tekdüze yaşamına işaret ediyor. Dağ gibi çöp yığınlarını, sürekli tüketen ve kirleten insan gerçeğini gösteren yazar, ev hikayelerinde evin insanla anlam kazanan bir mekan oluşuna vurgu yapıyor. Bir evde insan soluğu, insana ait titreşimler ve yaşam enerjisi duyumsandığında orası sıradan bir mekan olmaktan çıkıyor, gerçek bir ev halini alıyor. İnsan hikayelerinde yazar insanın iç çelişkilerine, kendi içinde oluşturduğu labirentlere, yıkamadığı için mutsuz olduğu, görünür ya da görünmez duvarlara dikkatimizi toplamamızı sağlıyor. En zorlu durumların anlatıldığı öykülerde bile bir çıkış yolunun gösterilmesi, umut ışığının en karanlık labirentleri aydınlatması ve açmazları çözmesi; yazarın yaşam karşısındaki olumlu duruşunu ve insana güvenini temsil eden örnekler olarak var oluyor.
Emel Kayın, bu kitabında deneysel edebiyat köprüsünden geçiriyor bizleri. Türler arasında kesin sınırların ortadan kalktığı, klişelerin ve şablonların aşıldığı deneysel edebiyat anlayışı, var olan formların aşılmasıyla ilerleyen bir süreç. Yazınsal yaratıcılık, böyle bir edebiyatın içinde filizleniyor ve gelişiyor.
Kitapta yer yer masal tatları alıyor olsak da, masallar yanılsaması içinden yaşadığımız hakikatler evrenine pencerelerin açıldığını görüyor; zamansızlık anlatılırken zamana, mekansızlık anlatılırken mekana vurgu yapıldığını duyumsuyoruz. Astrofizikçi Hubert Reeves, “Boşluk, bakışımın biçimini alıyor” der bir kitabında. Emel Kayın da boşluğa anlam kazandıran insani ve bilgece bir bakışla yazmış öykülerini.
Sonuçta Mekân Hikâyeleri, somut ve soyut mekandaki sevgisizliğe, adaletsizliğe, korku kültürüne, kazanma hırsına, ötekileştirmeye, anlamak için çaba göstermemeye, yılgınlığa direnmeyi öneren ve yeni-iyi başlangıçlar yapma umudunun hayatın içinde saklı olduğuna inanan bir kitap. Bu kitaptaki öyküleri okurken yaşadığımız mekanlara bilinçle bakıyor; yaşamı yeniden keşfe çıkıyoruz.
****************
‘Hayattan yana bir şairdi’
Refik Sıla Güvenç
Salı günü hayatını yitiren Şair Kemal Özer’in cenazesinde acı ve yas vardı. Sivas katliamının yıl dönümünde toprağa verilen Özer sevenleri eşliğinde alkışlarla son yolculuğuna uğurlandı.
Salı günü hayatını yitiren Şair Kemal Özer’in cenazesinde acı ve yas vardı. Sivas katliamının yıl dönümünde toprağa verilen Özer sevenleri eşliğinde alkışlarla son yolculuğuna uğurlandı.
Kemal Özer için Fatih’teki Muratpaşa Camisi’nde düzenlenen cenaze töreninde, eşi Gülşah Özer, kızı Simge Özer Pınarbaşı ve diğer aile üyeleri taziyeleri kabul etti. Gülşah Özer, “Benim için ölmedi, kalbimizde yaşayacak. Eserleriyle hep yaşatacağız” dedi. Kemal Özer’in dostlarının, arkadaşlarının ve sevenlerinin katıldığı cenaze töreninde Kemal Özer’in edebiyatımız açısından çok derin bir kayıp olduğu vurgulandı.
74 yaşında vefat eden Kemal Özer’in cenazesi, önceki gün ikindi vakti kılınan cenaze namazının ardından Kozlu Mezarlığı’na defnedildi. Törende dostlarına ve arkadaşlarına Kemal Özer’i sorduk.
EMEKTEN TAVİZ VERMEDİ
Kemal Özer’in çok eski dostu ve arkadaşı olduğunu söyleyen Cengiz Bektaş, “Buraya gelirken beraber olduğumuz yerlerden geçtim. Beraber okuduğumuz okulu gördüm. Ben bir dönem yurt dışına gittim ama döndüğümde gene kaldığımız yerde buluştuk. Emekten ve güzellikten taviz vermedi Kemal Özer” şeklinde konuştu. “Türk edebiyatının ve biz sevenlerinin başı sağolsun diyen Bektaş, “Eserleri onu yaşatacak” şeklinde konuştu.
Toplumcu gerçekçi şiirimizin önemli bir ismini kaybettiğimizin altını çizen Şair Müslim Çelik, “Kemal Özer toplumcu şiirimizin önemli bir ismiydi. Kendisini toplumcu gerçekçi şiirin saflarında görmüş, işçi ve emekçiden yana tavır alan çok önemli bir edebiyatçımızdı” şeklinde konuştu. Kemal Özer’in tutarlı bir şair kimliğiyle günümüze kadar gelen şiirini yaşamın içerisinden bulup çıkaran bir isim olduğunu ifade eden Çelik, “Kemal Özer’in şiiri yapay değil doğal bir şiirdir. Yeniliklere açık bir şiirdir. Şiirini emekle üretmiş ve kurmuştur. Nâzım Hikmet gibi Kemal Özer de bu ülke şiiri için önemli bir değerdi” dedi.
HAYATTAN YANA TARAFTI
Kemal Özer’i 40 yıldan bu yana tanıdığını belirten Egemen Berköz, Kemal Özer’in hayattan yana taraf olan, hayatla dalga geçmeyi başaran çok iyi bir insan olduğunu söyledi. “Kemal Özer, çok şakacı ve sevimli bir insandı. İnsanlarla dost olmayı seven bir kişiydi. Son İstanbul Şiir Festivali’nde beraberdik. Çok üzgünüm, hiç beklemediğimiz bir ölümdü. Edebiyatımız bir değeri daha yitirdi” şeklinde konuştu.
Şairin yakın dostu Adnan Özyalçıner ise “Kemal Özer, yaşamı şiir, şiiri yaşam olan bir şairdi” şeklinde konuştu. Kemal Özer’in büyük bir usta olduğuna değinen Özyalçıner, Kemal Özer’in yaşamı herkesin eşit olarak paylaşabileceği bir yaşam olarak gördüğüne değindi. Kemal Özer’in şiiri de yaşam gibi özgürce paylaşabileceği bir şiir olarak istediğini ifade eden Özyalçıner, “Kemal Özer hem yaşamı hem de mücadelesiyle değiştirdi” dedi.
Türkiye Yazarlar Sendikası Genel Başkanı Enver Ercan, Kemal Özer’in her zaman yaşamdan yana olan, yaşamdan yana tavır olan bir şair olduğunu ifade etti. Kemal Özer’in kitap isimlerinde dahi yaşamdan yana bir hal olduğuna değinen Ercan, “Kemal Özer’in son kitabı Temmuz İçin Yaralı Semah’ta sanki bir hayatın parantezini kapatır gibidir. 2 Temmuz günü toprağa verilmesi de ayrıca anlamlı” şeklinde konuştu. Varlık dergisinde 9 sene boyunca görev yaptığına değinen Ercan, “Kemal Özer, dergiyi çalıştığı dönem boyunca sosyalist edebiyatın kalesi haline getirdi. Hepimizin kaybı büyük, başımız sağ olsun” dedi.
ÖRNEK BİR EDEBİYATÇIYDI
Şair Mustafa Köz ise edebiyat dünyasındaki ölümlerin peş peşe geldiğine değindi. Kemal Özer’in vefatının erken olduğuna değinen Köz, “Acımız büyük” şeklinde konuştu. Özer’in vefatının edebiyatın kaybı olduğuna değinen Köz, “Günden güne insana yabancılaşan bir şiirle karşı karşıyayız. Kemal Özer’in şiiri ise hayata paralel hayata kopuk olmayan bir şiir oldu” dedi. Kemal Özer’in genç edebiyatçılara da örnek bir edebiyatçı olduğuna değinen Köz “Belki bu ölümle beraber toplumcu şiirin sürdürülmesi gereken bir değer olduğu yeniden keşfedilir” şeklinde konuştu.
Kemal Özer’in kaybının sadece edebiyat olarak değil insan olarak varlığıyla da önemli bir eksiklik olduğuna değinen Şair Efe Duyan “Artık edebiyatımızda hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Kemal Abi bir kitabı için senelerce uğraşırdı. Onun için edebiyat bir işçilikti. Çok farklı bir şiir yazma tarzı vardı. Onun yokluğunu çok hissedeceğiz. Edebiyatımızda artık bazı değerler artık hiç yerinde olmayacak” şeklinde konuştu.
YAZDIKLARIYLA ARAMIZDA OLACAK
Şair Ataol Behramoğlu ise “Çok yakın bir dostumu, gençlik yıllarımdan beri tanıdığım çok özgün bir edebiyatçıyı yitirdik” dedi. Kemal Özer’in toplumcu şiirin çok önemli bir temsilcisi olduğuna değinen Behramoğlu, “Biz dostları onu hep anımsayacağız. Yazdıklarıyla hep aramızda olacak” şeklinde konuştu.
Gazeteci-Yazar Doğan Hızlan da çok önemli bir şairi kaybettiklerini belirterek, “Özer’in, Sivas olaylarının yıl dönümünde aramızdan ayrılması ayrıca üzüntü verici, büyük bir değer kayboldu” diye konuştu.
(İstanbul/EVRENSEL)
Evrensel; 04.07.2009

